Siz kaçın ben onları oyalarım
pekmez de yemeyi unutma!

pekmez de yemeyi unutma!

ankara eli ayağına dolanmış telaşlı insanlar gibi.
yağmur mu yağsa, rüzgar mı esse, güneşli mi olsa karar veremiyor.

bu yaşıma geldim hala geceleri bir markette kapalı kalmayı hayal ediyorum.

sen gel ki saçlarımı salıp gezmeye bahanem olsun.

en çok da poşeti yırtılmış, elinde onlarca kitap ile yürüyen çocuklara üzüldüm bugün.

ne yani hava aydınlanıyor diye uyuyacağız mı sandın?

sigara dumanı gözümü yakınca, ne bileyim hüzünleniyorum ben.

bu gecenin sonunu şimdiden yazıyorum, tanımadığım bilmediğim bir evden erken bir saatte teşekkür notu ve bir de gülücük bırakarak ayrılmak.
ucuz istanbul romanı, bilirsiniz.

Günler izmarit diplerinde biriksin
O zaman mutlaka bir trenle gelirsin.

sigara içmek için balkona çıkıyorsun ya, balkonun nereyi görüyor bilmek istiyorum.

*çocuk düşerse ölür çünkü balkon
ölümün cesur körfezidir evlerde.

bazen bir şey için uğraşmaya başlayıp sonunda ne için uğraştığımı unutacak hale geliyorum.
aradan geçen zaman, aşındırıcı rüzgar bir gibi inceldiği yerden koparıyor insanı.

gece, hiçlik ve yalnızlık kokuyor dedim.
bir insan hiçliğin kokusuna nasıl böyle aşinadır dedi bilemedim.

ne zaman çorapsız gezemeyecek hale geliriz o zaman eylül gelmiş derim, böyle olmuyor.

ve bir akşam, daha kaç akşam olmayacağını düşündüm.

ve bir kadın kaç yaşında olursa olsun, annesine saçlarını ördürmeyi hep sevecektir.